Ticari Sözleşmeler

Türkiye'de Sözleşmeye Aykırılık ve Hukuki Çare Yolları: Karşı Taraf İfa Etmediğinde Seçenekleriniz Nelerdir

Türk bir tedarikçi, distribütör ya da iş ortağı ifa borcunu yerine getirmediyse, Türk hukuku size yapılandırılmış bir hukuki çare seti sunar. Türk Borçlar Kanunu No. 6098 (Türk Borçlar Kanunu) uyarınca, borçlu temerrüde düştüğünde genellikle ya ifada ısrar edip tazminat talep edebilir ya da sözleşmeyi sona erdirip bunun yerine tazminat isteyebilirsiniz. Hangi yolun doğru olduğu; borcun türüne, usulüne uygun bir ihtar gönderip göndermediğinize ve fiilen ispatlayabileceğiniz zarara bağlıdır. Bu rehber, Türkiye'de sözleşmeye aykırılığı ve hukuki çare yollarını sade bir dille açıklar; böylece şirketiniz bir sonraki adımına güvenle karar verebilir.Aşağıdaki çerçeve, Türkiye'de ifa edilen ya da Türkiye ile bağlantılı ticari sözleşmelerin çoğu için geçerlidir. Tacirler (tacir) arasındaki mal satışı ve diğer ticari ilişkilerde, Türk Ticaret Kanunu No. 6102 (Türk Ticaret Kanunu) bu temelin üzerine ek kurallar getirir. Her Türkçe kavramı ilk geçtiği yerde tanımlıyoruz.

Türk Hukukunda Sözleşmeye Aykırılık Ne Demektir

Türk hukukunda aykırılık, bir tarafın bir borcunu sözleşmenin gerektirdiği şekilde ifa etmemesiyle ortaya çıkar — hiç ifa etmemesi, geç ifa etmesi ya da ayıplı (eksik/kötü) ifa etmesi gibi. Türk Borçlar Kanunu No. 6098, borcun ifa edilmemesini ve sonuçlarını esas olarak 112 ila 126. maddeleri arasında düzenler. Çıkış noktası olan kural 112. maddedir: Borcunu gereği gibi ifa etmeyen borçlu, kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

Bu son nokta önemlidir. Türk hukuku, ihlal eden tarafın kusurlu olduğunu varsayar. İspat yükü borçludadır (ifa borcu altında olan taraf); ifa etmemenin kendi kusurundan kaynaklanmadığını borçlu göstermek zorundadır — örneğin ifanın kendi kontrolü dışındaki bir nedenle imkânsız hale geldiğini. Alacaklı (ifa kendisine borçlanılan taraf) olarak siz, karşı tarafın dikkatsiz davrandığını ispat etmek zorunda değilsiniz; aykırılığı ve zararınızı ispat edersiniz.

Kanun ne diyor: Türk Borçlar Kanunu No. 6098'in 112. maddesi, gereği gibi ifa etmeyen borçluyu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe alacaklının zararından sorumlu tutar. Kusur, ihlal eden taraf aleyhine karine olarak varsayılır.

İki durumu birbirinden ayırmak yararlıdır. Geç ifa (gecikme), ifanın hâlâ mümkün olduğu ama zamanında gerçekleşmediği durumdur — bu, temerrüt kurallarını harekete geçirir. İmkânsızlık ise ifanın artık hiç gerçekleşemeyeceği durumdur; bu imkânsızlıktan borçlu sorumluysa, 112. madde ve ilgili hükümler uyarınca tazminatla sorumlu olur.

Borçluyu Temerrüde Düşürmek: Temerrüt ve İhtar Koşulu

Daha güçlü hukuki çarelerinizin çoğu kullanılabilir hale gelmeden önce, borçlunun genellikle temerrüt (kanuni temerrüt) içinde olması gerekir. Temerrüt, ifanın muaccel hale geldiği ve sizin de bunu talep ettiğiniz anda borçlunun girdiği durumdur. Borçlar Kanunu No. 6098'in 117. maddesi uyarınca, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklı bir ihtar (resmi bir talep ya da uyarı bildirimi) gönderdiğinde temerrüde düşer.

İhtara gerek olmayan istisnalar vardır — örneğin sözleşmenin kesin bir ifa tarihi belirlemesi ya da tarafların yalnızca vadenin gelmesiyle borçlunun temerrüde düşeceğini kararlaştırmış olması gibi. Ancak pratikte, açık ve yazılı bir talep göndermek en güvenli ilk adımdır ve neyin, ne zaman talep edildiğine dair sağlam bir delile sahip olmanız için genellikle bir Türk noteri aracılığıyla noter ihtarnamesi (noterden uyarı bildirimi) olarak gönderilir.

Pratik öneri: İyi hazırlanmış bir noter ihtarnamesi aynı anda üç iş görür — temerrüt tarihini sabitler, ifa için ek süre tanıyabilir ve ileride bir Türk mahkemesinin görmeyi bekleyeceği yazılı belge zincirini oluşturur.

Borçlu temerrüde düştüğünde iki sonuç hemen doğar. Birincisi, gecikme tazminatı talep edebilirsiniz — özellikle gecikmenin yol açtığı zarar. İkincisi, para borçlarında temerrüt faizi (temerrüt faizi) işlemeye başlar. Dolayısıyla borçluyu usulüne uygun şekilde temerrüde düşürmek bir formalite değildir; haklarınızı açar ve faiz için süreyi başlatır.

İfa Edilmemesi Halinde Alacaklının Üç Temel Seçeneği

Borç, her iki tarafa da yükümlülük getiren bir sözleşmeden (bir karşılıklı sözleşme — satım, tedarik, hizmet, distribütörlük gibi) doğuyorsa, Borçlar Kanunu No. 6098'in 125. maddesi, borçlu temerrüde düştüğünde alacaklıya yapılandırılmış bir seçenek seti tanır. Genel olarak şunları yapabilirsiniz:

  • İfada ısrar edip gecikme tazminatı talep etmek — sözleşmediğiniz şeyi hâlâ istiyorsunuz, üstelik gecikmenin size verdiği zararın tazminini de.
  • İfadan vazgeçip müspet (olumlu) zararın tazminini talep etmek — artık ifayı beklemiyor, bunun yerine ifa edilmemesinin yol açtığı zararı ('beklenen menfaat' zararını) talep ediyorsunuz.
  • Sözleşmeden dönmek/fesih (dönme/fesih) ve menfi (olumsuz) zararın tazminini talep etmek — anlaşmayı geri sarıyor ve gerçekleşmeyen bir sözleşmeye güvenmiş olmanın yol açtığı zararı talep ediyorsunuz.

Burada tanımlanması gereken bir kavram var. Dönme, sözleşmeyi geriye etkili olarak ortadan kaldırmak demektir; ilke olarak taraflar aldıklarını iade eder ve sözleşme hiç yapılmamış gibi kabul edilir. Fesih ise ileriye dönük olarak sona erdirmektir — özellikle sürekli ilişkilerde (devam eden tedarik ya da distribütörlük gibi) kullanılır; çünkü her şeyi en baştan geri sarmak pratik değildir. Hangi kavramın uygulanacağı sözleşmenizin niteliğine bağlıdır.

Dikkatle seçin: Bu seçenekler birer alternatiftir; serbestçe birleştirebileceğiniz bir menü değildir. Özellikle, kural olarak hem sözleşmeyi sona erdirip hem de sözleşme hâlâ ayaktaymış gibi tam müspet (ifa) zararının tazminini talep edemezsiniz. Yanlış tercih, talebinizi zayıflatabilir; bu nedenle seçim bilinçli olarak, yazılı şekilde ve tercihen hukuki danışmanlık alınarak yapılmalıdır.

Sözleşmeden Dönmeden Önce Tanınması Gereken Ek Süre (Mehil)

Karşılıklı sözleşmelerde genellikle doğrudan sona erdirmeye geçemezsiniz. Borçlar Kanunu No. 6098'in 123. maddesi, temerrütten sonra alacaklının borçluya bir mehil — ifa için makul bir ek süre — tanımasını ya da bu sürenin mahkemece belirlenmesini gerektirir. Ancak bu süre ifa olmaksızın geçtiğinde, 125. maddenin seçenekleri (sözleşmeden dönme dahil) tam olarak açılır.

Kanun ayrıca, ek süre tanımanın anlamsız olacağı ve atlanabileceği durumları da tanır — örneğin borçlunun tutumunun ifanın gerçekleşmeyeceğini göstermesi, gecikme nedeniyle ifanın sizin için yararsız hale gelmesi ya da sözleşmenin zamanında ifayı esaslı kılmış olması gibi. Bu istisnalar somut olaya özgüdür ve Türk mahkemeleri bunları yakından inceler.

Pratik öneri: Bir istisnanın geçerli olduğuna inansanız bile, kısa ve belgelenmiş bir ek süre tanımak çoğu zaman daha düşük riskli yoldur. Bu, sık karşılaşılan bir savunmayı — sözleşmeyi vaktinden önce sona erdirdiğiniz iddiasını — ortadan kaldırır ve uyuşmazlık bir Türk mahkemesine taşınırsa konumunuzu güçlendirir.

'Makul' sayılacak sürenin uzunluğu borca bağlıdır. Basit bir teslimat için yalnızca birkaç gün yeterli olabilirken, karmaşık bir kurulum daha uzun süre gerektirebilir. Çok kısa bir süre belirlemek ters tepebilir; çünkü mahkeme, sonraki sona erdirmenizi geçersiz sayabilir.

Müspet Zarar ile Menfi Zarar: Neyi Tazmin Edebilirsiniz

Seçtiğiniz hukuki çare, neyi talep edebileceğinizi belirler. Türk hukuku, iki ayrı zarar ölçütünü birbirinden ayırır ve bu fark, Türkiye'de sözleşmeye aykırılık ve hukuki çare yollarının merkezindedir.

Müspet zarar (müspet zarar, beklenen menfaat), sözleşme gereği gibi ifa edilmiş olsaydı içinde bulunacağınız duruma sizi getirmeyi amaçlar. Bu, işlemden elde edilemeyen kârı ve daha yüksek bir fiyattan ikame (yerine geçen) edinim sağlamanın ek maliyetini kapsayabilir. Müspet zararı, ifadan vazgeçip sözleşmeyi tazminat dayanağı olarak ayakta tuttuğunuzda talep edersiniz.

Menfi zarar (menfi zarar, güven menfaati), sözleşmeyi hiç yapmamış olsaydınız içinde bulunacağınız duruma sizi getirmeyi amaçlar. Bu, tipik olarak sözleşmeye güvenerek yapılan boşa giden masrafları kapsar — örneğin ifayı kabul etmeye hazırlanma masrafları ya da anlaşma olmasaydı harcamayacağınız giderler. Menfi zarar, sözleşmeden dönmeyle (dönme) ilişkilendirilen ölçüttür.

Temel ayrım: Müspet ve menfi zarar, sözleşmenin akıbetine ilişkin farklı varsayımlara dayanır; bu nedenle aynı zarar için kural olarak ikisini birlikte talep edemezsiniz. Doğru ölçütü — ve onu destekleyecek doğru hukuki çareyi — seçmek, kâtibe ait basit bir işlem değil, stratejik bir karardır.

Ayrıca, borç para borcuysa, temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi ve bazı durumlarda bu faizi aşan ve ispatlayabildiğiniz ek zararı da talep edebilirsiniz. Böyle bir faizin uygulanabilirliği ve oranı, sözleşmeye ve yürürlükteki kanuni kurallara bağlıdır.

Türk Mahkemelerinde Zararın İspatı

Tazminat hakkı ancak deliliniz kadar güçlüdür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu No. 6100 (Hukuk Muhakemeleri Kanunu) ile düzenlenen Türk medeni yargılama usulü uyarınca, zarar iddiasında bulunan taraf, hem zararın miktarını hem de aykırılık ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmek zorundadır. Türk mahkemeleri varsayıma dayalı ya da desteklenmemiş rakamlara hükmetmez.

Pratikte zararın belgelenmesi gerekir. Yararlı deliller arasında sözleşme ve ekleri, aykırılığı ve taleplerinizi gösteren yazışmalar, faturalar ve ödeme kayıtları, ikame (yerine geçen) edinimin ve fiyatının ispatı ile kaybedilen kâra ilişkin iddiayı destekleyen muhasebe kayıtları sayılabilir. Teknik ya da miktar sorunları için mahkemeler sıklıkla bir bilirkişiBilirkişiMahkemece görevlendirilen uzmanTeknik ya da uzmanlık gerektiren bir konuda mahkemenin görüş almak için görevlendirdiği uzman.Sözlük → (mahkemece atanan uzman) görevlendirir; bu kişinin raporu hükmü büyük ölçüde etkiler.

Pratik öneri: Delil dosyanızı, dava açmaya karar verdiğiniz an değil, aykırılık ortaya çıktığı andan itibaren oluşturun. Düzenli tutulan, olayla eş zamanlı kayıtlar, aylar sonra yeniden derlenen belgelerden çok daha ikna edicidir.

Yabancı şirketler için iki ek nokta daha önemlidir. Birincisi, Borçlar Kanunu, alacaklının kendi zararını sınırlamak için makul davranmasını bekler; zararı azaltmamak (mücbir önlem almamak) tazminat tutarını düşürebilir. İkincisi, talepler zamanaşımı (zamanaşımı) sürelerine tabidir ve bu süreler talep türüne göre değişir — dolayısıyla gecikme, aksi halde sağlam olan bir davayı sessizce zayıflatabilir ya da sona erdirebilir. Uygulanacak tam süre, somut sözleşmeniz için kontrol edilmelidir.

Yetki, Uygulanacak Hukuk ve Sınır Ötesi İcra

Yabancı şirketler için, bir uyuşmazlığın nerede ve hangi hukuka göre karara bağlanacağı, esasa ilişkin hukuki çareler kadar önemli olabilir. Sözleşmeniz birden fazla ülkeyle bağlantılıysa, uygulanacak hukuk ve yetkili merci (forum) seçimi, birçok ticari sözleşmeye uygulanacak hukukun taraflarca seçilmesine izin veren Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun No. 5718 (MÖHUKMÖHUK5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında KanunYabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda hangi ülkenin hukukunun uygulanacağını, hangi mahkemenin yetkili olduğunu ve yabancı kararların tanınıp tenfiz edileceğini düzenleyen kanun.Sözlük →) uyarınca değerlendirilir.

Birçok sınır ötesi ticari sözleşme, mahkemeler yerine tahkimi seçer. Uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması halinde, Türkiye'de yapılan tahkim, Milletlerarası Tahkim Kanunu No. 4686 (Milletlerarası Tahkim Kanunu) ile düzenlenir. Tahkim, tarafsız bir merci ve uluslararası alanda yaygın biçimde icra edilebilen kararlar sunabilir; birçok yabancı işletme bunu değerli bulur.

Bunun yerine dava yolunu seçerseniz, Türkiye'nin ticari uyuşmazlık çözümünün büyük bölümünü ihtisaslaşmış süreçlere yönelttiğini ve 7155 sayılı Kanun No. 7155 ile belirli ticari taleplerin mahkemeye taşınabilmesinden önce zorunlu bir dava şartı arabuluculukArabuluculukDava öncesi zorunlu ya da isteğe bağlı uzlaşma yöntemiTarafların, bağımsız bir arabulucu eşliğinde uyuşmazlığı mahkemeye gitmeden çözmeye çalıştığı yöntem.Sözlük → (dava şartı arabuluculuk) adımı getirildiğini unutmayın. Zorunlu bir dava öncesi adımı atlamak, bir talebin usulden reddine yol açabilir; bu nedenle başlangıçta kontrol edilmelidir.

Pratik öneri: En ucuz hukuki çare, iyi hazırlanmış bir sözleşmedir. Açık ifa tarihleri, temerrüt ve sona erdirme (fesih) kayıtları, üzerinde anlaşılmış bir uygulanacak hukuk ve makul bir uyuşmazlık çözüm kaydı, işler ters giderse icrayı çok daha kolay kılar.

Lexin Legal olarak yabancı şirketlere; sözleşme hazırlanması, temerrüt ihtarları, sona erdirme stratejisi ve Türk hukuku uyarınca zararın tazmini konularında danışmanlık veriyoruz. Türkiye'deki bir taraf ifa borcunu yerine getirmediyse, durumunuzu ve önünüzdeki seçenekleri görüşmek için ekibimizle iletişime geçin.

Sıkça sorulan sorular

Türkiye'de karşı taraf gecikir gecikmez sözleşmeyi iptal edebilir miyim?

Genellikle hemen edemezsiniz. Çoğu karşılıklı sözleşmede önce borçluyu temerrüde (temerrüt) düşürürsünüz; bu, tipik olarak resmi bir ihtarla yapılır. Ardından Borçlar Kanunu No. 6098'in 123. maddesi uyarınca ifa için makul bir ek süre (mehil) tanırsınız. Ancak bu süre ifa olmaksızın geçtiğinde kural olarak sözleşmeyi sona erdirebilirsiniz. Bazı durumlar — kesin bir vade ya da ifanın açıkça reddedilmesi gibi — ek süreyi atlamanıza izin verir; ancak bunlar somut olaya özgüdür ve en iyisi bir avukatla teyit edilir.

Müspet zarar ile menfi zarar arasındaki fark nedir?

Müspet zarar (müspet zarar), sözleşme ifa edilmiş olsaydı içinde bulunacağınız duruma sizi getirir — kaybedilen kâr ve ikame edinimin ek maliyeti dahil. Menfi zarar (menfi zarar) ise sözleşmeyi hiç yapmamış olsaydınız içinde bulunacağınız duruma sizi getirir — esas olarak boşa giden güven masrafları. Müspet zarar, ifadan vazgeçip sözleşmeyi tazminat dayanağı olarak ayakta tutmakla birlikte gider; menfi zarar ise sözleşmeden dönmeyle birlikte gider. Aynı zarar için kural olarak ikisini birlikte talep edemezsiniz.

Tazminat talep etmeden önce resmi bir ihtar göndermek zorunda mıyım?

Çoğu durumda borçluyu temerrüde düşüren şey, Borçlar Kanunu No. 6098'in 117. maddesi uyarınca resmi bir talep (ihtar) gönderilmesidir; temerrüt ise gecikme tazminatının ve para borçlarında temerrüt faizinin kapısını açar. İstisnalar vardır — örneğin sözleşmenin kesin bir tarih belirlemesi gibi. İhtar, önemli tarihleri sabitlediği ve delil oluşturduğu için birçok şirket bunu bir Türk noteri aracılığıyla noter ihtarnamesi olarak gönderir.

Türk mahkemeleri ne kadar tazminat alabileceğime nasıl karar verir?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu No. 6100 uyarınca, hem zararınızın miktarını hem de aykırılığın bu zarara yol açtığını ispat etmeniz gerekir. Mahkemeler belgelere dayanır — sözleşme, yazışmalar, faturalar, ikame edinim kayıtları ve muhasebe delilleri — ve teknik ya da miktar sorunları için sıklıkla bir mahkeme uzmanı (bilirkişi) görevlendirir. Varsayıma dayalı ya da belgelenmemiş zararlar genellikle indirilir ve alacaklının kendi zararını sınırlamak için makul adımlar atması beklenir.

Bir yabancı şirket, Türk sözleşmesi için yabancı hukuku ya da tahkimi seçebilir mi?

Çoğu zaman evet. Yabancılık unsuru taşıyan sözleşmelerde taraflar genellikle Milletlerarası Özel Hukuk Hakkında Kanun No. 5718 uyarınca uygulanacak hukuku seçebilir ve tahkimi kararlaştırabilirler; yabancılık unsuru taşıyan ve Türkiye'de yürütülen uyuşmazlıklarda tahkim, Milletlerarası Tahkim Kanunu No. 4686 ile düzenlenir. Doğru yapı, anlaşmanıza bağlıdır; bu nedenle bu kayıtlar bir şablondan kopyalanmak yerine bilinçli şekilde hazırlanmalıdır.

Bu konuda avukata mı ihtiyacınız var?Sürecin tamamını, açık ve sabit bir ücretle baştan sona yürütüyoruz.
Bir avukatla görüşün

İlgili yazılar

Akıllı Sözleşme Hukuken Geçerli mi? Türk Hukuku
Başlayalım

Dilinizi konuşan bir Türk avukatla görüşün.

Ticari, kurumsal veya kişisel meselenizi bize iletin; gerçek bir Türk avukattan net, sabit ücretli bir yanıt alın — genellikle bir iş günü içinde.

★★★★★ 4.9 60 Google yorumu · Mondaq, Clutch ve Trustpilot'ta yer aldık
WhatsApp'tan yazın
Gerçek bir avukat yanıtlar — genelde gün içinde
WhatsAppE-postaRandevu alın